24 Şubat 2012 Cuma

exlibris keyfi...

üretim aracım olan bilgisayarın bir süredir çalışılamaz halde olmasını fırsat bilip, uzun süredir çalışmak isteyip de zaman ayıramadığım exlibris çalışmalarına nihayet başlayabildim. kağıdı, mürekkebi, boyayı, fırçayı, rapidoyu ne çok özlemişim. ilk elde ortaya çıkanlar bunlar...










çoğaltma konusunda stampa baskıya karar verince aşağıdaki exlibrisle finale geldik. dün akşam ilk baskıları da yapıldı; sonuç tam istediğim gibi :)

15 Ocak 2012 Pazar

tasarımı dinlendirme...

erkal yavi'ye katılıyorum; evet grafik tasarımcı her şeyi tasarlayabilmelidir. ama söylemeliyim ki, kapak tasarımına yöneldiğimden bu yana, çok mecbur kalmadıkça başka bir şey tasarlamak gelmiyor içimden. bunun nedenini  ne zaman düşünmeye kalksam, dönüp dolaşıp aynı yere varıyorum; kitap kapağının diğer grafik ürünlerden daha geniş bir alana yayılımını ve kalıcı olmasını seviyorum sanırım.
ama dikkat! bu geniş alan ve kalıcılık daha ağır bir yük tasarımcının sırtına... zira tasarımdaki garabetler ve dahi tüm hatalı hurufat da kalıcı olabiliyor. yani tasarımcının peşinden yıllarca hiç ayrılmayan bir garabet söz konusu... yayınevinin "kitap matbaaya gitti, şu an basılıyor, acele kapak bekliyoruz" e-postası üstüne her yanımı ter basması boşuna değil; dinlendirilmeyen tasarımın bir karabasan olduğunu gel de anlat...
ya da anlatmak yerine göstermek daha iyi belki de; işte birkaç örnek:

"medya ve modernite" gördüğümde bakışlarımı kaçırdığım kapaklardan biri. ortadaki boşluğu nasıl oldu da göremedim diye yıllardır hayıflanıp dururum. bir süre uzaklaşıp, dışarıdan baktığımda böyle olmalıydı diyorum:


bakışlarımı kaçırdığım kapaklardan biri de "kimlik mücadelesinde alevilik"...


yine orta boşluk çok fazla ve alttaki silüetin etkisini azaltıyor. neyse ki sonraki baskısında düzeltme olanağım oldu:

bir örnek de "yaralı karanfil". en üzüldüğüm kapaklardan...


burada boşluk filan değil beni rahatsız eden, tasarımın kendisini sevemedim bir türlü ama baskıya yetişmeliydi ve böyle basıldı. şimdi kapağı yeniden ele aldığımda kesinlikle böyle olmalı diyorum:  

kıssadan hisse: tasarım zeytinyağlı yemek gibidir; biraz soğutularak yendiğinde daha lezzetlidir. :)

9 Ocak 2012 Pazartesi

2012 kehanetleri

bu aralar art journal, altered book vb heveslerle vakit öldürdüğümden blogu biraz ihmal ettim. yılın son günü yazacağım yazıyı ancak bugün yazabiliyorum. yazının konusu bir 2012 kehaneti olduğundan neredeyse eskimiş bir yazı olacak bu ama olsun yine de yazacağım.

2011'in son haftasında yeni yıl falları, 2012 kehaneti üzerine yayın, program, yazı bombardımanı altındayken ben de bir kehanette bulunmaya karar verdim ve işte buraya yazıyorum: herkes bilsin ki, bu yılın ortalarına doğru yayın dünyamızda bir James Joyce patlaması yaşanacak...

bknz. :)

27 Aralık 2011 Salı

yine erkmen'den...

erkmen söyleşisini radikal'de buldum ve pılı-pırtı'ya ekledim. söyleşinin tamamını buraya tıklayarak da okuyabilirsiniz. söyleşiyi bugün yeniden okuduğumda o zaman üzerinde fazla durmadığım ama şimdi 'bu konuda mutlaka yazmalıyım' listesinde bulunan bir başka konuda da çarpıcı saptamalar olduğunu gördüm. erkmen, (tasarımcı) " ...İşe çok hızlı yoğunlaşmalı, birden fazla işi aynı süreçte gerçekleştirebilmeli, hata yapmamalı ve çok iyi yapmalı! İşin püf noktası ise 'dinlendirmek': "Tasarladığınız şeyi dumanı üstündeyken ortaya sürmemelisiniz. Sıcak sıcak yaptığınız her şey iyi gibi gelir size. Bu hızın sakıncaları 'dinlendirmek' ile giderilebilir, azaltılabilir. Tasarımın 'tedavüle' çıkmadan önce soğumaya ihtiyacı var. Bu soğutma hali, tasarımcının işiyle arasına koyduğu mesafe, tasarımcının yaptığı işle tekrar ilişki kurmasına, işine dışardan bakabilmesine imkân verir." diyor.

bu konuyu listenin başına almak şart oldu :)

25 Aralık 2011 Pazar

erkmen'den...

"Tasarımcı müşteri ilişkisini anlatırken "Müşteri her işe karışmak ister" diyor Erkmen. Ama bir duayen olarak Erkmen işine en az karışılan tasarımcı olsa gerek. "İnsanlar görmeye alıştıkları şeyi beğenir. İşle ilgili farkı fark edemeyenlerin sizi fark etmeleri, size inanmaları çok önemli. Farklı bir iş ancak o işi yapanın kabul edilmiş farkı üstünden kabul görebilir." Bu noktada genç tasarımcıların işinin çok daha zor olduğuna değinen Erkmen "Genel eğilim genç tasarımcıları operatör gibi kullanmak" diyor."

bu alıntıyı ne zaman, nereden yaptım anımsamıyorum. bi yerden almış kaydetmişim; bugün buldum, hemen buraya aktarıyorum. muhtemelen şu saptamaya çarpılmışımdır: "Farklı bir iş ancak o işi yapanın kabul edilmiş farkı üstünden kabul görebilir." 

7 Aralık 2011 Çarşamba

yürek titreten kitaplar

bu aralar, tavan arasında eski sandıkları karıştırarak vakit geçirirken bolca düşünmekteyim; bizim ülkemizde bir kitabın içeriğinin değil de, başlı başına kapak, kağıt, cilt vb. fiziksel özelliklerinin satın alma dürtüsü yaratma oranı nedir acaba? yani ülkemizdeki kitap okurunun ya da alıcısının yüzde kaçı yalnızca kitabın fiziksel özelliklerine bakarak kitabı satın alır? hediye denince kitabın akla ilk gelen seçeneklerden olduğu düşünülürse, azımsanmayacak bir oran olabilir bu.
elalem  boş durmamış, bu soruya verdiği yanıt doğrultusunda kimi klasikleri yeniden ele alarak "white's books - fine editions" diyerekten bir proje üretmiş ve ortaya bu harika kitaplar çıkmış.






projenin sanat yönetmeni penguen'in eski tasarımcılarından david pearson. başka illüstratörlerle de çalışmış pearson ve durağan gibi görünen ama ayrıntılarda müthiş dinamik bir seri yaratmış. kitapların kapakları sert, kağıdı özel,  yazı tipinden puntosuna, sayfa boşluklarına, ayracına kadar incelikle düşünülmüş ve elbette fiyatları da biraz güzel.
treasure island'ın illüstratörü stanley donwood. jane eyre kapağının illüstrasyonu petra börner'in. sonnets and poems kapağı pearson'un. the christmas books kitabının illüstratörü ise joe mclaren.





dizi hakkında creative review'de david pearson'la yapılan söyleşiyi buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. 

6 Aralık 2011 Salı

erkal yavi söyleşisi

orda burda dolanırken, photoshop magazin'in eski sayılarından birinde erkal yavi'nin bir söyleşisine rastladım. okudukça ne kadar zengin bir kaynağa daldığımı görüp ellerimi ovuşturdum; 'buradan bloga çok malzeme çıkar' dedim kendi kendime. yazmak üzere birçok yazı konusu not aldım. ama önce herkes bu söyleşiyi bi okumalı.
http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/08/erkal_yavi.html