çok eski zamanlarda değil, çok uzaklarda da değil; hemen burnumuzun dibinde küçücük, sessiz sedasız ama ışıltısı fark edenin gözlerini kamaştıran bir ülke varmış. yitik ülke derlermiş bu ülkeye ve yurttaşı olmak için yalnızca kitaplarının kapaklarına göz sürmek bile yeterliymiş.
bu fantastik girişten sonra asıl söylemek istediğime geleyim. kapakları topluca ilk gördüğümde "doğru yayıncıyla doğru tasarımcı doğru yerde buluşmuşlar" dedim kendi kendime. savaş çekiç gönlünce tasarım yapabileceği bir yer bulmuş; kadir aydemir de bu özgün, az rastlanır çizgiyi pazar riskiymiş, şuymuş buymuş demeden kabullenmiş ve ortaya bu benzersiz kapaklar çıkmış. buyrun bakın, hangi kapakçı hasetten çatlamaz? :)























Hiç yorum yok:
Yorum Gönder